seri cinayetler işleyen bir katil gibi iffetinden soyunmuş şehrin sokakları
Halil Bilik
Yanağı soluk bir Çerkez dilberinin ıslak saçlarına
benzese de yağmurdan sonra çıkmaz sokaklarındaki akasya dalları, ölmüşlerine
sövülüp sayılmış taşralı bir kabadayının öfkeden kararan çehresini andırıyor
siluetin.
Dalgaya her başvuruşunda yarısına kadar sulara gömülen geminin kaptanının
şaşkınlığıyla adım atıyorum sokaklarına. İsyankar şarkılara benzeyen
caddelerin, beni harap olmuş bir gemi enkazını kucaklayan dalgalar gibi koynuna
alıyor.
Azgın dalgalarla yıkanan kayalar gibi renk değiştirmiş tarih kokan konakların,
yağmurdan sonra yeni sulanmış bir çiçek gibi görünse de ilkin, karnında
çocuğuyla ölen bir kadın gibisin sen.
Çaresizlik yerine katlanmayı öğreten gecelerin, taze mezar kadar ürkütüyor
içimdeki masal kızlarını. Korunmasız bedeninde yol almak, karanlığın üstüne
yürümek kadar tedirgin ediyor insanı.
Sakin bir adamı çıldırtacak kadar derinden vuran yalnızlık korkusuyla
kaldırımlarında muhabbet değil sükunet aradığım bu şehir, sadece kendini
yaşayanların yurdu.
Sokaklarını işgal eden hüzün beni de şahdamarımdan yakalıyor ve ben, uğuldayan
karanlık rüzgarlarda bile bomboş sokaklarını çocuğum gibi benimseyemiyorum.
Çünkü bütün birikmiş duygularım/ kırgınlıklarım sokaklarının kuşatması
altında. Çalkantılı bir hüznün kol gezdiği sokaklarının ve ihtişam yerine
utancın parladığı eski tapınaklarının öksesinden düşüp görünmeyen yanlarına
ulaşmak bile sancılarımı yok etmiyor.
Çünkü senin en incitici yanın görünmeyen yanın.
Sabah oluyor; şafak sökerken sarkık bir gözkapağı gibi aralanan ufuk, binicisiyle
birlikte mayına basmış safkan beyaz Arap tayının yeleleri üzerindeki kan gibi
kızıla dönüyor. Ve güneşin ilk ışıkları yüzüne vurduğunda rengin, kırmızı
topraklarda yetişen tütünün kurutulmuş halini alıyor.
Kandil gecelerinde bir işaret fişeği gibi gökyüzüne uzanan ışıltılı
minarelerin, yüksek fırınlardan çıkan erimiş çeliğin cehennem sıcağının paslı
bir bıçağa çevirdiği işçi yüzlerine benziyor.
Kır çiçeği tadında hayat sürmüş uluların yaşadığı dergahların, hayatla
ölüm arasındaki çizgide yaşamdan yana kalmaya çalışan Cenuplu yaralı bir askere
bugün bile kapılarını açsa da, seri cinayetler işleyen bir katil gibi sokakların.
Seninle iyi geçinmek için gerekli büyüyü yakalamak çok zor.
Çünkü sokaklarında hep kışkırtılmış bir hüznü taşıyorsun. Üst
elbiselerinden soyunmuş kızlar, pimi çekilmiş bir bomba gibi düşüyorlar
sokaklarına. Her adımda raydan çıkmış bir tren faciasını seyreden soğuk yüzlü
mermer gibi erkeklerin çocuk gözleri, renksiz acılarını resmediyor avuç içlerine
.Muhteris insanların kuralsız arzularından başka sermayesi olmayan sokakların,
bunalım merkezi gibi hüzünlü ve iç burkucu hiç silinmeyecek izler bırakıyor,
ferrari süratinde yol alan hayatın sayfalarına. Sevginin pusulası ile gittiğimiz
tapınaklarının insanın yüreğine başka bir dünyayı ışınlayan kündekari
kapıları bile insanların yüreklerine dokunmayı başaramıyor. Anılarını
okuyamadığımız ahşap kapılardan insanın yüreğine intikal eden sızılar, bir
kaçakçının atardamarı çatlamış doru atının baldırlarına yürüyen sızı kadar
acı veriyor konuklarına.
Ve iffet değirmeninin suyunu kesen sokakların, ruhu tükenmekte olanlarla dolu.
|