Free Web Hosting Provider - Web Hosting - E-commerce - High Speed Internet - Free Web Page
Search the Web

| Anasayfa | Yazılar | Şiirler | Öyküler | Değini | Arşiv | Dergi |


seri cinayetler işleyen bir katil gibi iffetinden soyunmuş şehrin sokakları
Halil Bilik

      Yanağı soluk bir Çerkez dilberinin ıslak saçlarına benzese de yağmurdan sonra çıkmaz sokaklarındaki akasya dalları, ölmüşlerine sövülüp sayılmış taşralı bir kabadayının öfkeden kararan çehresini andırıyor siluetin.
Dalgaya her başvuruşunda yarısına kadar sulara gömülen geminin kaptanının şaşkınlığıyla adım atıyorum sokaklarına. İsyankar şarkılara benzeyen caddelerin, beni harap olmuş bir gemi enkazını kucaklayan dalgalar gibi koynuna alıyor.
Azgın dalgalarla yıkanan kayalar gibi renk değiştirmiş tarih kokan konakların, yağmurdan sonra yeni sulanmış bir çiçek gibi görünse de ilkin, karnında çocuğuyla ölen bir kadın gibisin sen.
Çaresizlik yerine katlanmayı öğreten gecelerin, taze mezar kadar ürkütüyor içimdeki masal kızlarını. Korunmasız bedeninde yol almak, karanlığın üstüne yürümek kadar tedirgin ediyor insanı.
Sakin bir adamı çıldırtacak kadar derinden vuran yalnızlık korkusuyla kaldırımlarında muhabbet değil sükunet aradığım bu şehir, sadece kendini yaşayanların yurdu.
Sokaklarını işgal eden hüzün beni de şahdamarımdan yakalıyor ve ben, uğuldayan karanlık rüzgarlarda bile bomboş sokaklarını çocuğum gibi benimseyemiyorum. Çünkü bütün birikmiş duygularım/ kırgınlıklarım sokaklarının kuşatması altında. Çalkantılı bir hüznün kol gezdiği sokaklarının ve ihtişam yerine utancın parladığı eski tapınaklarının öksesinden düşüp görünmeyen yanlarına ulaşmak bile sancılarımı yok etmiyor.
Çünkü senin en incitici yanın görünmeyen yanın.
Sabah oluyor; şafak sökerken sarkık bir gözkapağı gibi aralanan ufuk, binicisiyle birlikte mayına basmış safkan beyaz Arap tayının yeleleri üzerindeki kan gibi kızıla dönüyor. Ve güneşin ilk ışıkları yüzüne vurduğunda rengin, kırmızı topraklarda yetişen tütünün kurutulmuş halini alıyor.
Kandil gecelerinde bir işaret fişeği gibi gökyüzüne uzanan ışıltılı minarelerin, yüksek fırınlardan çıkan erimiş çeliğin cehennem sıcağının paslı bir bıçağa çevirdiği işçi yüzlerine benziyor.
Kır çiçeği tadında hayat sürmüş uluların yaşadığı dergahların, hayatla ölüm arasındaki çizgide yaşamdan yana kalmaya çalışan Cenuplu yaralı bir askere bugün bile kapılarını açsa da, seri cinayetler işleyen bir katil gibi sokakların.
Seninle iyi geçinmek için gerekli büyüyü yakalamak çok zor.
Çünkü sokaklarında hep kışkırtılmış bir hüznü taşıyorsun. Üst elbiselerinden soyunmuş kızlar, pimi çekilmiş bir bomba gibi düşüyorlar sokaklarına. Her adımda raydan çıkmış bir tren faciasını seyreden soğuk yüzlü mermer gibi erkeklerin çocuk gözleri, renksiz acılarını resmediyor avuç içlerine .Muhteris insanların kuralsız arzularından başka sermayesi olmayan sokakların, bunalım merkezi gibi hüzünlü ve iç burkucu hiç silinmeyecek izler bırakıyor, ferrari süratinde yol alan hayatın sayfalarına. Sevginin pusulası ile gittiğimiz tapınaklarının insanın yüreğine başka bir dünyayı ışınlayan kündekari kapıları bile insanların yüreklerine dokunmayı başaramıyor. Anılarını okuyamadığımız ahşap kapılardan insanın yüreğine intikal eden sızılar, bir kaçakçının atardamarı çatlamış doru atının baldırlarına yürüyen sızı kadar acı veriyor konuklarına.
Ve iffet değirmeninin suyunu kesen sokakların, ruhu tükenmekte olanlarla dolu.