tashih hatalarına kurban edilen edebiyat
Nazmi Zengin
Yaşımın henüz 20'leri aşmadığı günlerde
yayınlanan "Edebiyat" dergisinde "Düzelti:...." diye ayrı bir ismin
zikredilmesi garibime gider, bir kaç sayfalık bir dergide ayrıca bir musahhihin
bulunmasını gereksiz görürdüm. Yaşım 20'lerden 30'lara ilerlerken, Ankara'da
gönüllü olarak bilimsel bir derginin hem yazıişleri müdürü hem de musahhihi olarak
çalışmaya başlayınca işin ciddiyetini anladım.
Bu dergide teknik konularla ilgili makaleler yayınlandığı için okuyucusu konuya
aşina olur, bir virgül ya da bir harfin yanlış yazılması cümlelerin
anlaşılmasını önemli ölçüde etkilemezdi; ama bir yandan yayıncının dil bilinci,
diğer yandan da okurlardan ve yazarlardan aldığımız tepkiler bir kaç sayfalık bir
metni defalarca okumamızı zorunlu kılardı. O zaman, konusu dil olan edebi dergilerde
ve kitaplarda bu işin çok daha ince elenip sık dokunmasının şart olduğunu
düşünür, Pakdil'in hakkını gecikmiş de olsa teslim ederdim.
Yaşımın 30'lardan 40'lara terfi ettiği son yıllarda ne oldu bilemiyorum:
Yayıncıların imkanları arttıkça sanki tashih işine daha az önem verilmeye
başlandı. Bakıyorum; edebi dergi ve kitapların kapakları ve kağıtları
güzelleşiyor, ama içindeki yazılar tashih hatalarıyla dolu.
...
Kütüphanemden 'Hece' dergisinin rastgele bir sayısını alıyorum: Yıl 4, Sayı 39,
Mart 2000. Rastgele bir sayfa açıyorum: Sayfa 66. 12. satırdan başlayıp devam eden
cümle şöyle: "Kuşkusuz bunu belirleyemeyeceğimiz veya belirleyebileceğimiz
sebepleri vardır". "bunu" kelimesinin sonundaki "n" yok! Hadi
olsun, derken 67. sayfada alttan 2. satırda "edebiyat"ın "edeebiyat"
şeklinde yazıldığı dikkatimi çekiyor. Kendini "Aylık Edebiyat Dergisi"
olarak niteleyen bir yayında "edebiyat"ın tashih hatasına kurban edilmesi ne
acı...
70. sayfa 2. satırda "Kerdeşlerinden", yine aynı sayfada alttan ikinci
satırda "Normaldı", 71. sayfa 11. satırda "bakından" hemen
gözüme batıveren diğer örnekler. İyi niyetli davranıp diyorum; "Bu bir
söyleşi, kasetten kağıda geçirilirken böyle şeyler oluyor demekki!", ama bir
sonraki yazıda, 73. sayfada "proplemlidir" kelimesi adeta çamur gibi
düşüyor Mustafa Aydoğan'ın "Akif İnan ve Şiir" başlıklı enfes
yazısına.
"Hece Yayıncılık bu alanda nispeten yeni" diyerek mazur görme kapısını
biraz zorlayarak da olsa açık bırakabiliriz. Peki, Fatma Karabıyık Barbarosoğlu'nun
'Gün Akşamsızdır' adlı öykü kitabını basan İz Yayıncılık'a ne demeli? Bu
kitap, yayınevinin genelde 297., sanat-edebiyat özelinde ise 65. yayını. Yazıyı
uzatmamak için sadece bir kaç kısa örnekle yetinelim: 14. sayfa 5. satırdaki
"tıraş", 64. sayfa 4. ve 5. satırlarda "traş" olarak yazılıyor.
52. sayfa 3. satırda "Sekiz gazetede birden alırdı." diye bir cümle insanın
okuma zevkini kaçırıyor. 55. sayfa 2. satırda dekoratörler herhalde yere döşenmiş
karoları söktükleri intibaını vermek için "dekarotör" olarak
anılıyorlar.
...
Bu yazıyı kimseyi kötülemek için kaleme almadık. Edebi metinlerin sadece
birbirleriyle gah övgülerle gah sövgülerle paslaşan bir elit azınlık tarafından
okunmadığını, dile ve okura saygının 'minimum'unun tashih hatalarını en aza
indirmekle mümkün olacağını, bu işten para ve ün kazanan yayıncılara hatırlatmak
istedik.
|